25 Kasım 2016 Cuma

Şimdi İstanbul'da Olmak Vardı..

Uzaktaki Minik Çocukla arada sırada oynadığımız bir oyun var ve oyunun kurgusu şu şekilde; 24 saatlik bir süremiz var ve İstanbul'dayız, neler yaparız, nerelere gideriz ve neler yeriz diye hayal edip birbirimize anlatıyoruz:) Ailemiz ve arkadaşlarımızla vakit geçirme kısmı hariç, yapmayı özlediğimiz şeyleri hayal ederek kısa bir süre de olsa kendimizi İstanbul'da hissediyoruz:) Bu oyunumuzdan yola çıkarak, gitmeyi, yemeyi ve yapmayı en çok özlediğim şeyleri sizinle de paylaşmaya karar verdim.. Belki imkanınız olur ve benim yerime de yaparsınız, belki de daha önce çok yakınında bulunup gitmediğiniz yerleri bu şekilde keşfeder ve siz de çok çok seversiniz benim gibi:)

(Oyunumuzun tek kuralı, İstanbul trafiğini ve mesafeleri düşünmemek ve aileler ile arkadaşlarımızı bu oyuna katmamak çünkü eğer düşünürsek 24 saate değil en az 1 aya bile ihtiyacımız olabilir:)

Moda, İstanbul

Hazırsanız, 13 ayı Sydney'de geçmiş Uzaktaki Minik Kız'ın 24 saatlik İstanbul hayalini anlatmaya başlıyorum..:)


Gözümü Tuzla'daki evimizde açıyorum, kış mevsimindeyiz, hava soğuk neredeyse kar yağacak..Kahvaltı yapmak için çok özlediğim Galata'yı seçiyorum (Bunu yaparken Kuzguncuk ve Rumeli Hisarı Lokma arasında kalsam da kazanan Galata oluyor:)) Galata'da Privato Cafe'de, Galata Kulesi'ni gören iç kısmında, yavaş yavaş kahvaltımı yapıyorum. Kahvaltıdan sonraki durağım 6 sene boyunca hafta içi her günümü geçirdiğim İstiklal Caddesi..

İstiklal Caddesi, Beyoğlu

Yürürken çok hafif bir kar başlıyor, İstiklal Caddesi'nde olduğumu hissettiren müzik sesi kulaklarımda yankılanırken, eskiden aşina olduğum ufacık tefecik (çoğunun kapanmış olduğunu duysam da) dükkanlara girip çıkıyorum, kitaplara bakıyorum, tanıdık yüzleri görüyorum.. İstiklal Caddesinin sonuna kadar eski günleri anımsayarak yürüdükten sonra, saat tam 10.00'da Atlas Pasajı'nın içindeki Küçük Sahne gişesine gidip o akşam Üsküdar Tekel Sahnesi'nde oynanacak Profesyonel isimli en sevdiğim tiyatro oyunu için bilet alıyorum:) Atlas Pasajını, Halep Pasajını ve Beyoğlu İş Merkezini 'de gezmeyi bitirdiğime göre öğle yemeği için soluğu Fıccın'da alıyorum.(Yine bir İstiklal Caddesi klasiği Köfteci Hüseyin ve Ara Cafe arasında kalarak:) Fıccın'da yemeği en sevdiğim şey olan Çerkez Mantısı yiyorum, güler yüzlü garsonlarla sohbet ediyorum ve çaycı amcanın heyecanla dağıttığı çaya teşekkür ederek (o çayı bir türlü sevemedim:)) Fıccın'dan ayrılıyorum. Odakule'nin önünden geçerken, eski dostluklarımı, arkadaşlarımı, geçirdiğim altı seneyi, ilk iş hayatımı ve bunu güzel kılan herkese bir selam veriyorum içimden ve İstiklal Caddesi'nin kalabalığı, soğuğu ve yağan karı arasında tekrar Galata'ya yürüyorum..

Bir Velvet Cafe Fincanı

Avrupa Yakası'ndan ayrılmadan yapmam gereken son bir şey var, o da Velvet Cafe'ye gitmek (Kahve içmek için Hazza Pulo Pasajı'ndaki Mustafa Amca ile ikisi arasında kalsam da, un helvası sebebiyle Velvet Cafe doğru seçim:)). Velvet Cafe'nin sıcacık un helvasını yiyip tarihi kahve fincanlarıyla sundukları Türk Kahvesini içtikten sonra, Karaköy'e kadar yokuş aşağı yürüyüp ilk motorla kendimi Kadıköy'e atıyorum..

Hayatımın sadece son 2 senesini Kalamış'ta geçirmiş olmama rağmen, küçüklüğümden beri belki her hafta sonu gelmem sebebiyle Kadıköy'ü hep ikinci evim gibi hissettim:) (Birincisi Tuzla, söylememe gerek yok sanırım:)).Kadıköy İskele'de kalabalığı dinliyorum, sarı dolmuş sırasında yıllardır hiç üşenmeyip, yolcuları sıraya sokan ve dolmuşlara " Devam Et!" diye seslenen amcaya selam verdikten sonra yürüyerek Bahariye'ye çıkıyorum.. Her dükkanını, her sokağını ezbere bildiğim Bahariye'den Moda'ya kadar yürüyorum hiç bir şeyin değişmediğini var sayarak ve buna sevinerek..

Kadıköy İskele
Moda'da yapacak o kadar çok şey var ki, bunları kafamda bir sıraya sokamıyorum .. Rumeli Çikolatacısı'na, Çikolata Dükkanı'na, meydandaki heykele, piyangocu Ahmet Amca'ya selam veriyorum beni hatırlamalarını umarak ve Dondurmacı Ali Usta'nın önünde upuzun bir sıra hayal ediyorum mevsimin kış olmasına aldırmayarak.. Oradan doğruca sahile yürüyorum.. Eskiden sıkça yaptığımız gibi Moda'dan, Kalamış'a eve yürüyorum denizin ne kadar güzel olduğunu ve ülkemizdeki tek istikrarlı şeyin Kurbağalı Dere'nin bu anlamsız kokusu olduğunu düşünerek.. Yoğurtçu Parkı'nın içinden geçerek, eski evimize ulaşıyorum, ailemden ayrı yaşadığım ilk evin hala orada duruyor olmasına seviniyorum, güzel anılarımız hala içinde.. Sonra yine sahilden Fenerbahçe'ye kadar yürüyorum, eskiden parkın içinde simit ve peynir alarak yaptığımız o kahvaltıları anmak için..

Kalamış Parkı, Kadıköy

Yemeği en özlediğim şey annemin yemekleri olduğundan (ve oyunun kuralında bu yasak olduğundan:)) akşam yemeği için Moda Meyhanesi'ne gidiyorum. Taze yapılmış mezeler, çalan Zeki Müren şarkıları ve tahta sandalyelerle oluşturulmuş bu mekan beni yine evimde hissettiriyor her zamanki gibi ve dışarıda yağan karı izliyorum başka hiç bir şey düşünmeden.. Çok uzun kalamıyorum çünkü Üsküdar'a tiyatroya yetişmem lazım.. Eski Tekel Fabrikası'ndan dönüştürülen o harika binada o en sevdiğim oyun olan Profesyonel'i bir kez daha izliyorum ve oyun bittiğinde gözüm yine yaşlı, ellerim alkışlamaktan acır bir halde, Kız Kulesi'ne bir selam verip, bu şehri aslında ne kadar çok sevdiğimi düşünüyorum..

Tuzla, İstanbul

Artık hava kararıyor ve çoğu insan için İstanbul bile sayılmayan, benim için hem ev hem de İstanbul'un ta kendisi olan Tuzla'ya dönme vaktim geliyor. Tuzla'yı bıraktığım gibi bile değil, 10 yıl öncesi gibi bulmayı hayal ediyorum.. Sahilde yürürken üç beş insan görüyorum beni ben olarak değil de, annemin babamın kızı, ya da kardeşimin ablası olarak tanıyan :), eski Rum evlerinin arasından geçerek bir akşam yemeği sonrası klasiği olarak Tuzla Kokoreççisi'nin önünde duruyorum.. Kokoreççi Amcanın ne kadar büyük bir el çabukluğuyla o lezzetli kokoreçi yaptığını düşünüyorum..Oradan ayrıldıktan sonra Mercan'a çay içmeye gidiyorum, o salaş çay bahçesi hala orada duruyor ve dalgaların sesiyle çay içmek ne kadar da güzel diye düşünüyorum.. Hava artık karanlık, insanlar evlerine yetişiyor, benim hiç acelem yok.. Eski ilkokulumun önünden geçiyorum gülümseyerek, en azından ilkokula yürüyerek gidecek kadar şanslı olduğumu düşünüyorum.. Sonra eve varıyorum.. Gerçekten ev demenin, içeriden beni karşılayan sesler geldiğinde ne demek olduğunu bir kez daha anlıyorum..



İstanbul, ilk evim, seni çok özlüyorum..


(Özel ricam, bu yazımın altına, o zaman gitmeseydiniz veya gittiniz çok iyi yaptınız, kurtuldunuz tarzı yorumlar bırakmamanız. Ülkemizdeki tüm olumsuzlukların çok farkında olsak da, biz yaşadığımız hayatı, ülkeyi veya şehri sevmediğimiz için değil, böyle bir tecrübeyle hayatımızı renklendirmek için buradayız.. Her seçiş bir vazgeçiştir bunu çok iyi bilsem de, yaptığımız ve yapacağımız hiç bir seçim bunları özlememize engel değil..)




11 yorum:

  1. İstanbul'da yaşayıp da Avustralya hayali kuran bizler için "Avustralya'ya gitmeden önce, istanbul'da yapmamız gerekenler listesi" gibi olmuş çok güzel olmuş :)) en kısa zamanda(vize başvurunuz kabul olup) istanbul a tatile gelmeniz,özleminizi gidermeniz dileğiyle..:) sevgilerimle Işılay

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç bu açıdan düşünmemiştim ama şiddetle tavsiye ederim gerçekten:) Çok teşekkür ederim iyi dilekleriniz için, sevgiler..:)

      Sil
  2. İstanbul'un karşı yakasını (Avrupa Yakası) sevmediğim için yazıyı biraz atlaya atlaya okudum. Gerçekten çok özlemişsiniz o belli oluyor. Ben de Caddebostan tarafında oturuyorum. Kar yağınca Moda tarafına doğru gidiyorum. Yakında havalarda ani bir soğuma ile kar gelecekmiş. Sizin yerinize sahilde o karın verdiği sessizlik içinde yürüyüş yapacağım. Her ne kadar oralar güzeldir cart curt desek de boş tabii. Doğup büyüdüğümüz yerler her zaman bir adım önde oluyor. Türkiye'ye dönme durumunuz olursa hepsini güzel bir güne sığdırabilirsiniz umarım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim:) İnsan nerede olursa olsun doğduğu yerin özleminden kaçamıyor, ya da benim için biraz daha etkili sanırım:) Benim yerime Moda'ya kadar yürüyüp, Ali Usta'da bir sahlep içerseniz çok mutlu olurum:) Sevgiler..

      Sil
  3. Okurken hepsini hayal ettim... dun de istiklal kisminda benzerlerini yasadim... ilerde hepsini sıkilana kdr beraber yapicaz😘

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İş güç anlamam, hafta içi bir gün hepinizi İstiklal'e sürükleyeceğim, bu anıları bir kez daha yaşamamız şart:)

      Sil
  4. uzakyaki minik kız,öncelikle merhaba diyor sonrasında hatrını sormak istiyorum...yazını büyük bir keyifle okudum...ve yazı için ayrıca teşekkür ederim.ellerine saglık çok güzel bir metin olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar, çok teşekkür ederim, beğenmenize çok sevindim:) Sevgiler..

      Sil
  5. Ayça Dağdelen29 Kasım 2016 15:51

    Şu anda Melbourne'de Skybus ile işe gidiyorum. Yazınızı şimdi okudum, kar tanelerini yüzümde hissettim; kısacık da olsa bir İstanbul turu yaptım; yüzüme bir gülümseme yayıldı... Buraya geldiğimiz 7 ayı geçti. "İstanbul'u hiç özlemedim" diyordum hep ama yazıyı okuyunca anladımki aslında çok özlemişim. İstanbul turu ve yazınızın hissettirdikleri için çok teşekkür ederim. Resimler beni 80'ler ve 90'larda Gayrettepe'de yaşadığımız eve ve mahalleye götürdü nedense... Orada çok kar yağardı; belki ondandır...:) Sevgiler...

    YanıtlaSil
  6. Hislerimi benimle birlikte yaşamışsınız, ne mutlu bana☺️ 7 ay özlemeye ilk başladığım zamanlardı benim de sanırım, 13. ay bitince artık duygularımı içimde tutamadım.. Doğru düzgün bir kış mevsimi yaşayamamış olmamın da büyük bir etkisi var bence, rüyalarımda bile kar yağdığını görüyorum bazen:) Ben de size teşekkür ederim, yalnız olmadığımı bilmek bile güzel.. Melbourne'e sevgiler..

    YanıtlaSil