28 Nisan 2016 Perşembe

Zaman Kavramını Kaybettiğimiz Yer: Kanguru Adası

Remarkable Rocks
Rahatlıkla söyleyebilirim ki, Kanguru Adası (Kangaroo Island) deneyimim kolay kolay unutulacak ve gördüğüm hiç bir yerle kıyaslanabilir bir deneyim değildi. Bir günün içine sığdırdıklarımız, foklarla dolu bir sahil görmek, bolca kanguru sevmek, ağaçlardaki koalaları izlemek, küçük bir çölde kayak yapmak, bal üreten bir tesisten taze bal satın alıp, minik sevimli koyunlarla dolu bir mandırada yoğurt yemek, hayatımızda gördüğümüz en güzel plajlardan biriyle karşılaşmak ve telefonun bile çekmediği bu büyük ve aslında ıssız adada son feribota yetişmek için nefesimizi tutup, kaybolmamak için yolları tanımaya çalışmak:)


Özeti bile bu kadar sürdüyse, bir tam günümüzün nasıl geçtiğini az çok tahmin etmişsinizdir..
Daha fazla uzatmadan korku, heyecan, sevgi, şaşkınlık ve macera dolu Kanguru Adası deneyimimizi anlatmaya başlıyorum:)

Adelaide maceramızın üçüncü gününde, buralara kadar gelmişken Avustralya'nın en büyük üçüncü adasını( 1-Tazmanya, 2- Melville) görmeden dönmek olmaz diye düşünüp aldığımız ilk feribot (06:45) biletiyle kendimizi Cape Jervis'ten kalkan feribotun içinde Kanguru Adası'na doğru yol alırken bulduk. Aslında tavsiyeleri okuduğumuzda bu adanın tamamını keşfetmek için en az 2 günlük turlar öneriliyor ve haklılar da ama yine de bu adanın ruhunu yaşamak için 10 dakika bile yeterli bence. Biz sabah ilk feribotla gidip, akşam son feribotla(19:30) dönene kadar, elimizden geldiği kadar çok fazla yeri keşfetmeye çalıştık fakat eğer bir gün sizin de yolunuz düşerse, kendi arabanızı kiralayıp geldiğiniz bu adada (opsiyonel otobüs turlarını da tercih edebilirsiniz.) en az 1 gün kalıp, hava kirliğinden ve şehir gürültüsünden çok çok uzaktaki Kanguru Adası'nın tadını çıkarmanızı tavsiye ederim.
Cape du Couedic Lightstation

Feribottan iner inmez adanın yedi bölümünden biri olan Dudley bölgesindeki Penneshaw'e adım atıyorsunuz. Ben kendimi adaya ayak basar basmaz bir bilinmezliğin ortasında hissettim:) Gerçekten çok sessiz, beraberinde de çok büyük bir ada (en uç noktasına yaklaşık 2 saatte ulaşıyorsunuz). Adanın Dudley bölgesinde keşfedilecek, Antechamber Bay, Cape Willoughby Lighthouse (Kanguru Adası'nın en eski deniz feneri ve ben deniz fenerlerine bayılıyorum:)), Pelican Lagoon (yanımızda getirdiğimiz ve iyi ki de getirdiğimiz sandviçlerimizle burada harika bir kahvaltı yaptık:)) ve gün batımını izlemek için harika olduğunu duyduğumuz fakat ziyaret edemediğimiz Sunset Wines var. Biz bunlar arasında hızlı bir tur attıktan sonra, adada yerleşimin de en yoğun olduğu bölge olan Kingscote kısmına doğru yola çıktık.

Pelican Lagoon
Size çok önemli bir Uzaktaki Minik Kız tavsiyesi, eğer ki altınızda gerçekten bunu kaldıracak türden bir araç yoksa (ki bizim yoktu:)), acaba haritanın gösterdiği bu yolun sonunda ne varmış diye ara yollara girmeye kalkmayın:) Bu merakımız yüzünden, 3 kilometrelik bir ara yoldan (sadece ana yollar asfalt, diğerleri, toz, taş, çamur:)), aslında hiç bir yere çıkmayan bir yer için 40 dakika harcadık:)

Maceramızın ders çıkarılması gerekenler Madde-1 kısmını geride bıraktıktan sonra, Kingscote yolu üzerindeki şirin mi şirin bir bal çiftliğine uğradık. Sadece 8 aile üyesinin çalıştığı Clifford's Honey Farm, hem duraklamak hem de çeşit çeşit balların tadına bakmak için harika bir yerdi.

Clifford's Honey Farm
Madem balımızı yedik, üzerine taze bir de süt içmeliyiz diye düşünüp yaklaşık yarım saatlik bir yolculuğun ardından kendimizi yine çok şirin bir mandıra olan Island Pure Sheep Dairy'de bulduk. Burası biraz daha turistikleşmiş bir tesis olduğundan, bolca hediyelik eşya seçenekleri ve belirli saatlerde düzenledikleri çiftlik turları ile turistlerin ve benim :) ilgimizi çekmeyi başardılar.

Island Pure Sheep Dairy
Buradan ayrılırken gördüğümüz bu iki tesisin, içinde oturup vakit geçireceğimiz son tesisler olduğunu bilmeden tekrar yola koyulduk:) Öncelikle Kingscote'ta biraz ada halkının oturduğu yerlere ve alışveriş yaptıkları dükkanlara göz gezdirdikten sonra buraya yaklaşık 15 dakika uzaklıktaki Emu Bay'e ulaştık. Emu Bay, çok güzel bir plaja bakan, yine burada yaşasak keşke diye iç geçirdiğimiz minnak yazlık evlerin bulunduğu bir sahil kasabası. Eğer ki size bahsettiğim gece konaklamalı bir turla bu adada kalırsanız, size verebileceğim en iyi tavsiye Emu Bay'de kalmanız olur:)

Emu Bay adanın en kuzey noktalarından birinde yer alıyor, buraya bakıp iç geçirmelerimiz bittikten sonra, artık vahşi doğa (abartı içerir:)) ve bir takım tatlı hayvanlarla kucaklaşmamız gerektiğini düşünüp adanın güneyine doğru indik (yaklaşık 1 saat süren bir yolculuktan sonra) ve fokların yaşadığı bir koy olan Seal Bay'e ulaştık. Burası sahil boyunca, yaptıkları yolculuklardan sonra boylu boyunca yatıp dinlenen foklarla dolu bir koy. Buradaki bilgilendirme alanlarında fokların aslında tembel hayvanlar olmadıkları sadece çok yorgun oldukları konusunda biz ziyaretçiler uyarılıyorlar:) (Günde 20 saat uyuyan koalaların da aslında tembel olmadıklarını, yedikleri okaliptus yapraklarını sindirmelerinin uzun sürdüğünü ve çok enerji harcadıklarını da söylediklerinden buna pek inanmıyorum:))
Seal Bay Yürüyüş Yolu
Maceramızdaki ikinci ders çıkarılması gerekenler kısmıyla ise burada yüzleştik. Hem Seal Bay, hem de bundan sonra gitmeyi istediğimiz 4-5 nokta akşam 5'te kapanıyordu, bunun için artık oyalanmayı bırakıp biraz daha hızlı olmalıydık:)

Seal Bay'e yaklaşık 10 dakika mesafede daha önce yaşamadığımız ve burada da neden ve nasıl yaşadığımızı hala tam kestiremediğimiz bir deneyim yaşadık. Yaklaşık 2 kilometrelik kumla kaplı küçük bir çöl olan Little Sahara, bir anda karşımıza çıktı. Hiç bir şey için bu kadar hevesli olduğunu görmediğim Uzaktaki Minik Çocuk, bu çölü görünce o kadar sevindi ki, bir anda kendimizi kiraladığımız boardlarımızla kayak yaparken bulduk:) (Evet hızlı olmalıydık demiştim ama buna karşı koyamazdık:)) Yaklaşık yarım saat sonra, her yerimiz kumlarla kaplanmış ve tepeden hızla aşağı kaymak için defalarca tırmandığımız yokuş yüzünden bitkin düşmüş bir biçimde Little Sahara'dan ayrıldık:)
Little Sahara
Little Sahara'dan sonra bizim ilk durağımız, ağaçların üstünde uyuyan minnak koalaları gördüğümüz Hanson Bay olsa da, siz henüz Hanson Bay'e gelmeden önce, tarihi ve göz alıcı Kelly Hill Caves ismindeki mağaraları ziyaret etmeyi sakın atlamayın:) (Biz çılgınlar gibi kum kayağı yaptığımızdan kendisine yetişemedik:))

Kanguru Adası'nın batı kısmını oluşturan ve gerçekten çok büyük bir alana sahip ve bizim de son durağımız olan Flinders Chase bölgesi, başlı başına vakit ayrılması gereken bir bölge. Eğer ki uzun vaktiniz varsa Flinders Chase'in kuzeyindeki Cape Borda Lighthouse'u ziyaret etmeyi sakın unutmayın. Biz bu zamanı, adanın sembolleri haline gelmiş Admirals Arch ve Remarkable Rocks'a ayırmayı tercih ettik. 

Remarkable Rocks, gerçekten de adı üzerinde dikkat çekici biçimlere sahip doğal oluşumlu taşlar ve benim deyimimle tam bir turist oyuncağı:) Adanın hiç bir yerinde karşımıza çıkmayan Asyalı turistlere bu taşın etrafında rastladık ve verdikleri pozlara bakılırsa bu adaya sadece burada fotoğraf çekilmek için bile gelmiş olabileceklerini düşünüyoruz:)


Remarkable Rocks

Son durağımız gerçekten bir doğa harikası olan Admirals Arch oldu. Burası binlerce yıldır erozyanla aşınarak oluşmuş harika bir mağara ve New Zealand (Yeni Zelanda)'dan göç eden fokların bir diğer dinlenme alanı. Günün yorgunluğunu, kayalıklara çarpan denizin sesini dinleyip, fokları izleyerek bir nebze olsun atmaya çalıştık:) Admirals Arch'a ait bir diğer sevdiğim kısım ise yolun üzerinde bizi karşılayan ve çok sevdiğim Cape du Couedic Lightstation oldu. (Cape du Couedic Deniz Feneri)



Admirals Arch


Dikkatli Bakıldığında Seçilebilen Kayalıklarla Aynı Renkteki Foklar:)

Kanguru Adası'ndan ayrılmadan önce görmemiz gereken son bir güzellik daha kalmıştı, o da gün batımı. Çoğunlukla duygularımı yazarak anlatmayı sevsem de, bu güzelliği nasıl tanımlayabileceğimi bilmiyorum. Bazı bloglarda Avustralya'nın en iyi sahili olarak da geçen Vivonne Bay'de yakaladık gün batımını. Tamamen içinize işleyen bir turuncu renk ve bu rengin buluştuğu açık mavi bir deniz ile bembeyaz kumlar düşleyin. Nasıl hayal ettiniz bilmiyorum ama bizim karşımızdaki manzarayı ancak bu kadar kelimelere dökebiliyorum:)


Kanguru Adası'nda Gün Batımı
Vivonne Bay
Bu kadar yer anlattın ama adı Kanguru Adası olan bir adada hiç kangurudan söz etmedin derseniz de, haklısınız hemen o kısma geliyorum. Bu adada kanguru görmek için ekstra bir şey yapmanıza gerek yok çünkü bu ada onların evi gibi zaten. Arabayla geçtiğiniz yollarda, ya da ağaçta uyuyan bir koalaya bakarken her an yanınızda bir kanguru belirebilir. Türkiye'de sokak kedisi veya köpeği gördüğümüzde nasıl şaşırmıyorsak bu adada da kanguru görmeye gözlerimiz o derece alıştı:)


Yavrusunu besleyen bir kanguru:)

Kanguru Adası'nda her saniyesini dolu dolu yaşadığımız fakat zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız bir gün bizim için sona ermişti. Yer ve zaman kavramımızı yitirip, bütün gün çekmeyen telefonlarımız yüzünden dünyayla da bağlantımız kopunca dönüşümüz başlı başına bir macera olarak kayıtlarımıza geçti:) Sabah etrafı izleye izleye geldiğimiz yollar bir anda daha önce hiç geçmemişiz gibi karanlık ve korkunç görünmeye başladı gözümüze. Bir de yola aniden fırlayan hayvanları öldürmemek için hızımızı çok azaltınca (maalesef yol ölen kangurularla doluydu, bakmaya bile dayanamadım ben:( ) feribotun hareketine sadece 2 dakika kala, feribot iskelesini şans eseri bulmamızla günümüz sona erdi. Bu arada hem sabah gelirken, hem de akşam dönüşte (kim bilir kaçıncı aramalarında bize ulaşabildiler), feribot yetkilileri tarafından gelip gelemeyeceğimize dair arandık, özellikle bu kısmı çok şaşırtıcı ve tatlıydı:)

Her Türlü Hayvan Çıkabilir:)
Kanguru Adası (Kangaroo Island), hayatımda yaşamaktan en çok keyif aldığım günlerden birini yaşattı bana. 

Umarım bir gün sizin de yolunuz düşer ve bu yazdıklarımı okuyup, yaptıklarımızı yaparken, Uzaktaki Minik Kız aklınızın bir köşesinden el sallar size:)

2 yorum:

  1. İnanılmaz merak uyandırıcı bir yazı olmuş ve baya bir eğlenceli tecrübe sizin içinde. Yazıyı okurken yazdığın yerleri hemen google'da arayıp bilgileri okudum. Gerçekten 2-3 gün ayrılması gereken yerlerden.... Yazmaktan vazgeçme uzaktaki minik kız... Umarım bu gezmelere her daim devam edersiniz... Bol gezmeli bir 2017 olsun diyelim o zaman. Uzaktaki Minik Çocuğa'da selamlar... Kendinize iyi bakın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, umarım bol gezmeli ve sağlıklı bir yıl olur, hem kendimiz hem sevdiklerimiz için, gerisinin bir önemi yok zaten:)

      Sil