4 Aralık 2015 Cuma

Hello From Down Under!

Down Under!

Bir ülkeye verilecek en ürkütücü nickname olabilir. Bence birebir çevirisi "dünyanın öteki ucu" veya "Allah'ın unuttuğu yer" :) Öyle bir yer ki, tanıştığım herkes ailesinden, memleketinden çok çok uzakta; ailemiz, arkadaşlarımız üşürken biz "1 Aralık" itibariyle yaza merhaba dedik ve her gün istisnasız, herkes uyurken uyanıyor ve herkes uyanıkken uyuyoruz:)

Buraya yazmak için ilginç bir şeyler yaşamayı beklerken, sadece burada yaşamanın bile yeteri kadar ilginç olduğunu düşünüp, size kelimenin tam anlamıyla "havadan sudan" bir yazı hazırladım:)

Herkesin ortak merakı, havalar nasıl buralarda. Bize anlatılan, bizim okuduğumuz, duyduğumuz gibi değil, orası kesin. Biz soğuktan korunmak için ağzımız burnumuz sarılarak büyümüş, sıcaklık 2 derece düşse evden dışarı çıkarılmayan, ceryandan dünyadaki her şeyden çok korkan hassas çocuklar olarak, yaz mevsimine girdiğimiz bu günlerde burada resmen üşüyoruz:) Tamam henüz yaz yeni gelmiş olabilir ama şu an resmi olarak Türkiyenin Haziran ayını yaşıyoruz ve en anlaşılabilir şekilde söyleyeyeyim hava şu an Nisan sonu-Mayıs başı. Eğer buraya gelmek gibi bir düşünceniz varsa, orası çok sıcaktır kalın şeyler almayayım diye bir düşünceyi kafanızdan hızlıca uzaklaştırın, hızlıca kışlıklarınıza yönelin ve ne bulursanız alın:) Yaz sıcaklık ortalaması 30-35 derece civarında oluyormuş fakat haftanın günleri kesinlikle bağımsızlıklarını ilan etmiş durumdalar. Geçtiğimiz bir gün 42 dereceyi (saunayı sokakta yaşamak gerçeği:)) gördüğümüz bir günün ertesinde 20 dereceyle uyanıp, tam anlamıyla sudan çıkmış balığa döndük. Bir de bitmek bilmeyen ve her daim bize varlığını hissetiren bir rüzgar var. Hava nasıl diye her sorana "rüzgarlı" cevabını versem yalan olmaz sanırım:)

Peki ya insanlar nasıl diye merak edenlere, özetin de özeti bir cevabım olacak,"rahat". Rahatın kelime anlamı çok geniş biraz açıyorum:) Şöyle insanlar düşünün ki, ayakkabı giymeyi rahatsızlık olarak görüp, asfaltta bile yalınayak dolaşıyorlar. Haftayı kafalarında perşembeden bitirip (ki hafta içi çoğunlukla 9-16 çalışıyorlar), cumayı şölen havasında pub'larda, club'larda geçiriyorlar. (Cuma dil okulunda derse gelen öğrencilere hayret eden öğretmenler düşünün:)) Su soğukmuş, Türkler daha üşüyormuş hiç aldırmayıp, günün her saatinde, yanlarından hiç ayırmadıklarını düşündüğüm sörf tahtalarıyla soluğu plajda alıyorlar. Ülkenin gündemi gerçekten mi boş, yoksa bu da mı rahatlıktan kaynaklanıyor bilmiyorum ama umurlarında olduklarını düşündüğüm tek şey günü hangi plajda geçirecekleri ve gece hangi clubta olacakları. Şikayet etmek yok, yakınmak yok ve can sıkıntısı kavramı yok bu ülkede. Bir de inanılmaz derecede arkadaş canlısılar. Her girdiğimiz mekanda (süpermarket, cafe, mağaza, kargo şubesi hiç farketmiyor) mutlaka giren herkesin hatrı soruluyor, eğer ki yolda telefonda herhangi bir şeye bakmak için duruyorsanız, mutlaka biri size usulca yanaşıp, adres arıyorsanız tarif edebileceğini beyan ediyor:)

Sidney nasıl bir şehir, yaşam kolay mı sorusu da ilk aklıma gelenlerden. Dürüstlükle söyleyebilirim ki, (bize bu şekilde anlatanlara da saygım büyük tabi ki:)), kesinlikle bir Avrupa şehri gibi değil ve "ayakkabısız veya parmak arası terlikle dolaşmak" hayattaki ilk önceliğiniz değilse, kesinlikle bir hayaller şehri de değil:) Hayaller; müthiş yeşil parklar, muntazam bisiklet yolları ve kolay ulaşım iken, hayatlar; her semtte bir alışveriş merkezi, bazen kaldırımlarda sürülen bisikletler ve gidilmek istenen yerler için araba kiralamayı beklemek şeklinde gelişiyor:) Çok büyük bir şehir ve ulaşım ağı çok gelişmiş değil. Yani çok turistik bir Bondi Beach seyahatiniz için bile biraz yürüyüş, metro ile seyahat ve otobüs aktarması yapmanız gerekiyor. Ama iyi bir haber olarak söyleyebilirim ki, eğer Türkiye dışında seyahati seven biriyseniz, burası size pahalı bir şehir olarak gelmeyecek. Ev kiraları haricinde, yeme-içme ve diğer ihtiyaçlar, ortalama bir Avrupa şehrine göre çok daha ucuz. (Paramızın değersizliği yüzünden tabi ki Türkiye'ye göre pahalı)

Yeme-içme konuları ise en rahat ettiğimiz alan çünkü fish&chips (burada kullanılan balığın köpek balığı olduğunu yeni öğrendim ve hala şaşkınım:)) ve bir kaç tatlı çeşiti dışında kendilerine ait bir yeme kültürü olmayan bu ülkede herkes rahatlıkla kendi yeme-içme alışkanlığını sürdürebiliyor. Marketlerde her kültürün yemeye alıştığı cinsten yiyecekler mevcut, bunun dışında sokaklarda yine her kültüre ait bakkallar, marketler, kasaplar ve restaurantlar bulunuyor. Bizim evimize konuk olan bir kişi asla "Down Under" da olduğumuzu anlayamaz:) Kahvaltılarımız (burada her sabah evde kahvaltı yapmak gibi yeni bir adet edindik:)), zeytin, peynir ,domates, yumurta, tahin-pekmez gibi Türk esintilerini taşırken, akşam yemeklerimizde olayı iyice abartıp tarhana çorbası, kurufasulye, irmik helvası gibi lezzetlerle Avustralya'yı adeta Anadolu'yla buluşturuyoruz:)

"Dil" meselesine gelecek olursak, gerçekten çok hızlı ama kelimeleri asla bitmeyecekmiş gibi uzatarak konuşuyorlar, bu ikisi aynı anda nasıl olabiliyor ben de henüz anlayamadım:) Bu yüzden biz de yaşımız 30'a dayandı dil okulunda ne işimiz var demeden kendimizi kursta bulduk. Beni tanıyanlar çok iyi bilir hayatta en sevdiğim şey öğrenciliktir. Sen hiç çalışma hep oku deseler, itiraz etmem. Renkli kalemler, özenle yapılan ödevler ve heyecanla çalışılan sınavlar benim işimdir:) Bu yüzden dil okulunda gerçekten çok mutluyum fakat bu sefer beni mutlu eden diğer bir konu da bir sürü yabancı insanla tanışmak. Daha önce yurtdışında yaşamamış bir insan olarak, farklı kültürlere ait yepyeni ve eğlenceli şeyler öğrenmek gerçekten çok güzel. Mesela Korelilere tek kelimeyle bayılıyorum:) Hem inanılmaz çalışkan ve zeki olup hem de nasıl bu kadar sosyal ve mütevazı olunabiliri kanıtlamak için birbirleriyle yarışıyorlar. İkinci favorim ise İtalyanlar. Önceki yaşamımda Veronalı olduğuma bir kez daha inandırdılar beni:) Kime kanım ısınsa İtalyan çıkıyor. Fransızlara ise hayret etmekten kendimi alamadığımdan kendileri ile yakınlaşamadım. Henüz konuşmaya başladıklarında İngilizce mi, Fransızca mı konuşuyorlar onu çözme aşamasındayım:)

Sidney'e giriş dersimizde bugünlük benden bu kadar:)

Şimdi tanıdığım ve sevdiğim herkes öğlen yemeklerini yemiş işlerini güçlerini sürdürürken, ben de uyumak için"Uzaktaki Minik Çocuğun", mühendislik de neymiş, en güzeli evlere bisikletle yemek taşımak diye başladığı işinden (henüz mühendislik işi bulamadığından değil:)) eve gelmesini bekleyeceğim.

Herkesi çok büyük bir sevgi ve bahsetmeye cesaret edemediğim bir özlemle kucaklıyorum.

Görüşmek üzere..




19 yorum:

  1. arkadaşım <3 cok güzel yazmışsıın seni, okurken sanki sen karşımdaymışsın gibi dinledim diyebilirim ! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Heyecanla karsinizda anlatacagim gunleri bekliyorum☺️

      Sil
  2. Teşekkürler izlenimleriniz için :) ben halen takipteyim ☺

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Takibiniz icin ben tesekkur ederim☺️

      Sil
  3. Benim yıllardır hayalim olan şeyi gerçekleştirdin. Yazı da süper olmuş:) Sevgiler.(Deniz Seviş daha tanıdık gelir :) )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanirim siz Turker'in arkadasisiniz ben esiyim☺️Sizi de bekleriz☺️

      Sil
    2. Evet, Hilmi Firat'tan sinif arkadasiyim. Bir gun gelirsek (umarim) mutlaka ararim :)

      Sil
  4. Biz de ailecek Avustralya'ya taşınmayı planladığımız için bloğunuz çok hoşuma gitti. Biz Melbourne'e taşınacağız.. ve bir ortak noktamız daha ben de Turkcell'de çalışıyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haftaya Melbourne gidecegiz, izlenimlerimi muhakkak aktaririm☺️
      Karariniz icin cok sevindim, simdiden bol sanslar☺️

      Sil
  5. Selamlar, ben de ailemle geldim sydney'e 2 ay önce. Yazının sonunda bisikletle yemek dağıtım işinden bahsetmişsiniz. Bende aynı işi yapıyorum da merak ettim hangi firma ;) Ben suppertime'dayım da ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, ayni zamanlarda gelmisiz demek ki:) Esim deliveroo'da calisiyor, sanirim rakip iki firma:)) Size de bol sanslar ve simdiden mutlu yillar!

      Sil
  6. Fazlaca iyimser bir yazi olsa da bircok dogru noktaya deginerek guzel tarih etmissiniz. sidney'de iyi eglenceler dilerim. firsatini yakalarsaniz bondi bronte coogee degil de watson bay plajini gormeniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tavsiyeniz icin tesekkurler bizim de aklimizda Watson Bay:) ben olumsuz bir yazi oldugunu dusunmustum, iyimser gorunmesine sevindim aslinda:)

      Sil
  7. 9-16 çalışıp, sadece plaj ve eğlence düşünmek kısmı ile, park ve göl manzaralı ev olayı kısmını çok beğendim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buradaki kafa rahatlığını edindikten sonra Türkiye'ye dönmek nasıl olur hayal bile edemiyorum:)

      Sil
  8. Bisikletle yemek dağıtmak için hangi seviyede ingilizce istiyorlar ve saatlik kaç dolar veriyorlar paylaşmanız mümkün mü acaba? bende dil kursuna sydney'e gelmeyi düşünüyorum ve orada kendi ayaklarım üstünde durabilecek kadar para kazanacak mıyım sorusu kafamı oldukça meşgul ediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar, bu tip islerde saatlik maas ortamalari 16-20 AUD seklinde, orta seviye bir ingilizce yeterli cunku cok fazla iletisimi olan bir is degil:) Burada cok fazla kisi dil okuluna giderken kendi yasayacagi parayi kazaniyor, siz de yapabilirsiniz bence☺️ Sevgiler..

      Sil
  9. Her yazıya muhakkak yorum yazacağım... Bu iki yazı da umudu mu arttırdı.Acaba öyle mi diye sorulacak kısımları azalttı cidden. Aklıma takılan bir şey var Uzaktaki Minik Kız... Burada deneyim kazan askerlik derken yaş gelecek 30'a... Mezun olur olmaz tam zamanlı 18 aylık mühendislik vizesi ile gelmek baya mantıklı bir hareket mi olur... Bu arada minik çocuğun eğer özel değilse mühendislik dalı ne?... Kendinize çok iyi bakınnnnnn :) :) :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her yorum benim için çok değerli lütfen yazın☺ Bence yeni mezun vizesi harika bir vize, hem şartları çok ağır değil, hem pek çok hak sağlıyor hem de benim bildiğim en uzun süreli vizelerden, kaçırmayın derim☺ Uzaktaki Minik Çocuk Elektrik-Elektronik Mühendisi☺ Siz de kendinize çok iyi bakın, sevgiler..

      Sil